"And if you have a minute, why don’t we go?
Talk about it, somewhere only we know”


Bahar geldi bak. Son yazımdan sonra kaç kez Ay, Güneş’i kovaladı. Sanırım buralara yazmanın en kötü olayı bu, bir yandan okunsun istiyorsun, bir yandan senden okusunlar istemiyorsun. Takma isimle kendine kimlik oluşturan herkesin özgürlüklerine selam olsun. Ben yazmak için başladığım yazıyı devam ettiremiyorum. 

Bunu okuyan kişi, vaktini aldım, özür dilerim. Aç bu şarkıyı dinle olur mu? Baştaki hani. Mutluysan Keane’den, durgunsan Lily Allen’dan dinle. Çok öptüm, kendine iyi bak.

Fark etmek üzerine;

Bazen öyle zamanlar geliyor ki, o kadar büyüyorsunuz ki birden, beyniniz fazla mesai yapıp size her şeyi o kadar açık gösteriyor ve kalbiniz o kadar susuyor ki, tüm o güzel sandığınız şeylerin bir anda sönüyor ışıkları. Hayal kurmak gereksiz, inanmak anlamsız geliyor. “Nasıl olsa” lı cümleler kuruyorsunuz hayatınızda. Kendinizi azarlar gibi parmağınızı sallıyorsunuz “yapma artık” diyerek.

Eğer rüyanızda uykuda olduğunuzu anlarsanız, beyniniz alarma geçer ve siz kontrolü ele almadan sizi uyandırırmış. İşte hayat da tam olarak böyleydi. Bilmemeliydik bazı şeyleri, fark etmemeliydik. Ne olacağını bilmemenin verdiği o heyecanı ve son umut kırıntılarımızı terk etmemeliydik.

Bi an geldi,

Bunca zaman bir rüyanın içindeymişim, dedim,

Ve bitti.